Kişisel Evrim

Herkesin kişisel evrimi kendine, ben geneli ele alarak yazayım da kimse üzerine alınmasın, “Yazı da bahsi geçen ben değilim,” desin.

Kişisel evrim nasıl gerçekleşir?
Bizi tek başımıza koysalar böyle insanlar olur muyduk? Çevremiz olmasa mesela?..
Çevremiz olmadan yapamıyoruz ama çevremiz de söküp atamadığımız en büyük hastalığımız.

Doğduğumuz gün başlıyor çevrenin etkileri. Büyüdükçe şekilleniyor. Aileden başlayan eğitim, sonra okullarda devam ediyor. Her bir eğitim cümlesi, kişiyi kendisine daha çok benzetmek için. “Ne kadar çok bize benzersen, o kadar çok çevrene bağımlı olursun.” Ne olduğunu anlamadan, daha çocuk yaşta bireyler genelleştirilirken bazı sorular soruluyor çocukça yaklaşımlarla.

Misal, benim sorularım şunlardı. “Kim bu kel kafalı göbekli adamlar?”, “Kim bu her işi bildiğini iddia eden kişiler?” , “Herkes bir şeyleri çok iyi biliyorsa, neden Dünya/Türkiye bu halde?”, “Bu teyze neden böyle bir şey tavsiye ediyor, hiç aşık olmadı mı?”, “Neden komşumuz evlen diyor, mutlu mu?”, “Akrabamız neden çalışmayı övüp duruyor, iş yerleri çok güzel ortamlar mı?” Demek herkes çok mutlu hayatından, ki bana da böyle şeyler tavsiye ediyorlar. Oku, çalış, ahlaklı ol, etik değerlere sahip çık, işini iyi yap, işe gir, evlen, aile kur, çocuk sahibi ol, evin olsun, araban olsun, bir de yazlık, emekliliğinde rahat edersin, ooh mis.
Demek ki, mutlu hayatın anahtarı bu tavsiyeler ve bu döngü… Çünkü bunu yaşamış, görmüş, geçirmiş ailem, akrabalarım, komşularım, büyüklerim böyle söylüyor… Küçücüksün, kabul ediyorsun her şeyi.

Ardından ergenlik dönemi geliyor, isyan ediyorsun bunlar ne biliyor diye. Çevrenin söylemi de şu oluyor, “Aklı şimdi bir karış havada tabii, sonra anlayacak hayatı…” Belki de aklımızın yerinde olduğu tek dönemde böyle bir cümleyle alaşağı ediliyoruz. “Senin aklın havada”, “Hayat öyle bir şey değil,” “Okulun bitince göreceksin,” “Zaman gelecek, ah ahhh ailem haklıymış diyeceksin”.

Gençlik yıllarında hayatı ailelerimiz gibi yaşamamak için yaptığımız çabalarla geçiyor. En marjinal biziz. Otostopla tatile gitmeler, parasız sahillerde sabahlamalar, içmeler, sıçmalar. Tayt üstüne tülden etekler giyip, saçını kafasına yapıştırıp, üstüne askılı bluz geçirip, yaz günü ayağına giydiği turuncu botuyla etrafta dolaşmalar; rastalı saçlar yapıp, oraya buraya piercing takıştırmalar, saç uzatıp, bir karış sakalla gezmeler vs.’de tam bu dönemde oluyor. En marjinal yazarların, en marjinal kitaplarını biz okuyoruz, en ilginç müzik türleri bizde, en kaliteli filmler, tiyatrolar, konserler cepte. Kime sorsan ailesi gibi olmayacak, kime sorsan çevresi umurunda değil, idealleri için dağları delecek kuvvette olanlar mı dersin, asla evlenmeyecek olanlar mı, hele sistem insanı hiç kimse olmayacaktı.

Peki nerede bu insanlar? Söyliyim, siz değilsiniz, yanı başınızdaki…
“Üniversite sınavı,” tanımının hayatımıza girmesiyle evrim hız kazanıyor. Ailelerimizin şikayet edip, isyan etmemesinden dolayı girmek zorunda olduğumuz sınavlara dahil oluyoruz. Kimi ailesinin zoruyla istemediği bir bölümde okuyor, kimi puanı ancak oraya tuttuğu için, bazısı şehir dışına çıkamam ki kaygısıyla, bir diğeri gireyim de milletin ağzını kapıyım düşüncesiyle. Çok az genç ise ideallerini ancak yaşıyor.

Çevre baskısı için için devam ederken ergenlikten çıkmış asi bünyeler gençken en marjinal hayatları kuruyor. Kimse, “Eh üniversiteme de girdim, buradan 4 senede mezun olup, iyi bir işe girerim ardından da helal süt emmiş bir eş bulup evlenirim. Evimi, arabamı yaparım, benden mutlusu da olmaz” diye hayal kurmuyor. Herkesin hayali, yazar, çizer olmak, kimi küçük bir kafe hayali peşinde, kimi ekmeğimi taştan çıkarırım ama memur olmam arkadaş isyanında, bazısı 08:00- 17:00 arası çalışan beyaz yakalı mı olacağım cümlesini kuruyor, bir diğeri “açarım kendi işimi, bakarım keyfime” derdinde. Herkes marjinal, herkes tutkulu, herkes idealist ve kimse sisteme dahil olmak istemiyor. Çünkü herkes biliyor ki, “Bir şeyler ters, yanlış.” Herkes farkında “O işler öyle olmuyor, o işin doğrusu aslında böyle.” Süper fikirler, mantıklı argümanlar, olması gereken eleştiriler.

Ve bu marjinallik içinde kişisel evrim devam ediyor. Önce, “Dur lan şu okulu bir bitireyim, çok tembellik yaptım” demeye başlanıyor, ardından ilk staj deneyimleri. Kimse staj yaptığı yerden memnun değil. Stajyerlik, köpeklik. Ama sistem çevrelemiş seni, köpeklik ama “Orada tutunursam iyi olabilir,” demeye başlanıyor. Orası olmasa başka yer ama mutlaka “Burada tutunayım ben, önce işin mutfağından başlamalıyım tabii ki, parayı kazanırız elbet” diye ikna ediyor insan kendini.

Bir bakıyorsun okul bitmiş. Birisi işe girmiş, bir başkası mesaide, beriki para kazanıyor. Sen mal mısın? Marjinallik yapmak sana mı kaldı?

“Dayım bana, mayışlı bir işe gir, dedi”, diye eleştirdiğimiz kişiler gibi düşünmeye başladığımız dönemde cümlelerimiz dayı tavsiyesi gibi olmuyor ve şekil değiştiriyor. “Burada kalıcı olmalıyım, CV’me yazarım, şık durur.” Eleştirdiği dayısından bir farklı olmayan gençler evrimi tamamlama aşamasına giriveriyorlar.

Ufak ufak maaşlar cukka yapıldıkça, hayat standartları artıyor. Sistem seni, lükse bağlıyor, lap-top’a bağlıyor, tablete, şekilli telefonlara, internet faturasına, hoş giyim kuşamlara. “Köpek gibi çalışırım ama insan gibi yaşarım,” cümleleri kuruluyor. Alalem yaşarken, sen salı pazarından kot mu giyeceksin? Olmaz. Millet facebook’larda en güzel anılarını paylaşırken, sen bankta simit ayran içerken mi fotoğraflayacaksın kendini, hatta fotoğraflayabilir misin paran olmadan nasıl alabilirsin o fotoğraf makinesini?

Bir de sevgilin varsa, yandı gülüm keten helva. Üniversite bitmiş, işe girilmiş, bir kaç senedir de tecrübe edinmişsen, evrimin halkalarından “evlensem mi lan?” sorusu boynuna geçiriliyor. Bir bakıyorsun evlenmişsin. Nice nice, “Evlenmez o,” denilen, “Evlense bile, su altında evlenir,” dediğimiz, “Paraşütle atlarken evlenecekmiş,” cümleleri kurulan kişiler facebook ortamında, göbek atmalı fotolarını paylaşıveriyorlar, en klasiğinden.

Daha iki sene evvel, TV dizilerini eleştirip, ailesi gibi olmayacak olanlar yaş ilerledikçe, ahmak ıslatan yağmur gibi dökülüveriyorlar sistemin üzerine.

Kaygılar daha da artıyor. “Bu iş yerinden ayrılırsam, yenisini bulmakta çok zorluk çekerim,” düşünceleri giriyor akla. O sebeple şikayet ede ede, sistemi eleştire eleştire, lanet ede ede çalışılıyor. O iş öyle yapılmaz, patron işi bilmiyor, mesai ücreti bile vermiyorlar, işim 17:00’de bitiyor ama performans ölçümünde erken çıktı yazmasınlar diye 19:00’a kadar oturuyorum, yıl sonu kapanışı olduğu için sürekli geceleri çalışıyoruz, bayram dönemi sebebiyle işler yoğunlaştı o yüzden iş yerinde sabahladım…
Vay benim marjinalim vay benim isyankarım, vay benim her şeyi bilen arkadaşım…

İki sene evvelin marjinalleri, oluyor sana şimdinin düz insanları. Dönüşüm tamamlanıyor. Tek dertleri eve gidip ayaklarını uzatmak. Aynı çalışma temposunda, sevgilisine binbir türlü hizmet edip, sinemalara, konserlere, tiyatrolara, tatille gidip, türlü türlü kitap okuyup, değişik müzik dinleyip, arkadaş ortamlarında cirit atanlar; iki sene sonra bir bakıyorsun, ortada yoklar.
Cümleler değişiyor, “Konsere gitmek istesen, iki kişiden şu kadar para”, “Sinemaya gidecek zaman mı var?”, “Tatile hepsi dahil otele gittik, hiç bir şey düşünmek zorunda değilsin ki, bir de değişik tatil mi yapacağım, zaten yıl boyu yorulmuşum”, “Eşimle bir yemeğe çıktık, şu kadar para gitti, oysa ki dolap taksidi devam ediyor”, “Bu ay iki arkadaş evlendi, altın filan takmaydı derken, son dönemde fazla içeri girdik, evde oturmak en iyisi”…

Hani evlenmeden önce yapıyordun, gidiyordun, takılıyordun. Soruyorsun, “taksitler”, söylüyorsun “sen evli değilsin bilemezsin” demeler. Zannedersin ki, evlenince vahi gelmiş, bilinçleri açılmış. Bir tek onlar sever, bir tek onların taksitleri var, bir tek onlar çalışıyor, bir tek onlar sorumluluk sahibi, bir tek onlar evde bir şey bozulunca tamir ediyor da evlenmeyenler bok içinde yaşayıp, taksitlerini ödemeyip, gezip tozuyor ve sanki evlenmeyenler sevmiyor, her gece gönlüm hovarda takılıyor.
İki sene önceki hayallerini unutup, düz insan gibi akıl vermeye çalışıyorlar. “Hayırlısı be kardeş…”

Evrim gerçekleşirken, “Ailem haklıymış,” cümleleri ufaktan kuruluyor. “Ya, aslında onlar her şeyi biliyorlarmış, dedikleri tek tek çıktı.”
Hayır, dedikleri tek tek çıkmadı. Sen, onların dediklerini tek tek yaptığın ve çevreni dinlediğin için çıkmış gibi oldu. Evlilik tavsiyesinde bulunan kaç ebeveyn evliliklerinde mutlu? Kaç tanemizin ebeveyni idealleri uğruna savaşmış? Kim sana bu tavsiyelerde bulunup, haklı çıkanlar?

Değişim tamamlanıyor, eskinin marjinal gençleri, annelerinin babalarının benzer hayatlarını sürdürmeye başlıyorlar. Gen aktarımı son noktasına varmış oluyor böylece. O kel fakafalı amcalar bizler oluyoruz, her şeyi bilen teyzeler. Artık sana kimsenin karışmasına gerek yok, zira sen sistem için çocuk yetiştirebilecek noktaya gelmiş bir bireysin, şimdi sen tavsiyelerinle ve yapmadıklarınla çocuğunun senin hayatına benzer bir hayat yaşamasını sağlayacak olan yeni bir halkasın.
Evrimin tamamlandı, alkışla kendini.

Tansu Yalkın

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s