Kuşaklar Arası

Teknoloji ilerleyip, iletişim hızlandıkça kuşaklar arasındaki yıllar da aynı orada azalmaya başlıyor. Kuşak farklarının 20-30 yıl hatta daha uzun süre olduğunu dönemleri biliyoruz ama şimdi belki de bu yıllar 5-10 seneye indi.

Şu an 70-75 yaşındaki bir insan, tel dolaplardan buzdolabına, radyosuzluktan uzaktan kumandalı televizyonlara, telefonun bile ülkede sayılı olduğu günlerden, telefonsuzluğun tuhaf karşılandığı günlere kadar tüm gelişime şahit olmuş durumda. Ankesörlü telefonlara, şehir içi küçük jeton, şehirler arası büyük jeton atmayı, dergilerin arkalarında bulunan mektup arkadaşı sayfalarından edindiğimiz kişilerle mektuplaşmayı, kaset çalarlı radyoları, parklarda koştura koştura oynayıp sokaktan gelmeyi bilmemeyi de şimdinin orta yaşlarına yeni girmekte olanları biliyor.

Kuşaklar arasındaki farklılıkları, teknolojinin gelişimi belirlediği gibi sosyal değişimlerde belirleyici etken olabiliyor.

1970-75 arası doğan nesli, bilinçlenmeye başladıkları dönem itibariyle ihtilal çocukları olarak adlandırırsak çok yanlış olmaz herhalde. O dönemlerde sıklıkla değişen iktidarları, yağ/tüp kuyruklarını ve üzerine ihtilali görmüş bir nesil. Okula giderken ailenin “Öğretmen okuduğunuz gazete hangisi diye sorarsa, şöyle cevap ver,” diye tembihlerle okula gönderilmiş, pek çok yasağa anlam verememiş ve korkutulmuş, sebebini bilmeden yasaklara uyularak geçirilen bir çocukluk dönemi.
Özellikle 72’li ve 73’lüler de daha net gözüken bir çekingenlik, tedirginlik durumu yerleşiyor. Pek çok nesle göre daha temkinli adımlar atıyorlar, “O neymiş,” “Bu neden,” “Acaba,” derken ince eleyip sık dokuyan, adım atarken iki defadan çok daha fazlasını düşünen bir nesil.
Onlar, radyolu günleri biliyor ama ebeveynlerimiz gibi, radyonun içindeki minik insanları görmeye çalışmadılar. Televizyonsuzluğu da biliyorlar, çok kanallı döneme geçişi de. Mektup arkadaşının kıymetini de biliyorlar, Facebook ortamından mesaj atmanın soğukluğunu da. Telefonsuzluk nediri de bilip, eve telefon alındığında arkadaşlarıyla saatlerce telefonda sohbet etmeyi de.
Bu nesil belki de yakın tarihimizin en kültürlü nesli. Televizyon, bilgisayar olmadığı için bol bol kitap okuyan, kendini geliştiren bilgi birikimleri gelişkin, işlerinde yetkin kişilerin çoğunlukta olduğu bir dönem.

Bunun ardından 1976-82 arası doğan yeni bir nesil daha yetişmeye başladı.
Biraz arada kalmış, geçiş dönemi nesli, her şeyden biraz biraz bilen. Yetkin oldukları konular yok mu? Elbette var ama önceki nesil gibi değil, biraz daha farklı.
Bu nesil ihtilalin yasaklı dönemlerini yaşamamış, çocukluk dönemlerini Turgut Özal’la geçirmiş ve şimdinin pek çok teknolojik gelişimlerine şahit olmuş, ait olduğum bir nesil.
Bu neslin de önceki nesil gibi mektup arkadaşları oldu ama o kadar değil, bu nesil ankesörlü telefonları önceki kuşak gibi bilip, eve alınan telefonla saatlerce sohbet etmiş kişiler. Siyah beyaz televizyonları bildikleri gibi, radyo dinlemeyi de biliyorlar. Bu nesil de sokaklarda büyümüş, koşturmuş, bisiklete binmiş, seksek oynamış bir nesil.
Kitap okuyan ama gençlik dönemlerinde evlere artık yavaş yavaş Commodere 64’lerin girmesiyle, bilgisayarların evlerde çoğalmasıyla kitap okumayı 16-19 yaş civarında yavaş yavaş bırakan; Kara Şimşek izlerken CNBS-E dizilerine geçiş yapan, TRT çocuk radyosunda şarkı dinlerken walkmenleri olan, ardından MP3 playerlar satın alan; bilgisayarın DOS ekranında komutlar yazarak istediği programı açarken, dokunmatik ekranları kullanmaya başlayan bir nesil.
36k modemi de biliyor, 1,44 MB’lik disketlerde “Oo bu oyun gelişmiş, baksana 5 diskette kuruluyor,” diye oyun satan dükkanlarda “Oha,” demesini de. İnternete girmek için kaçak şifre bulmayı da, sitelerin sohbet odasında rumuzla konuşup, ICQ’nun devrim niteliğinde bir buluş diye nitelendirip 7-8 haneli ICQ numaraları olmakla övünmeyi de, ICQ’dan MSN’e geçişi de, MSN’den Skype’ye geçişi de biliyor. Kütüphanede araştırma yapıp dönem ödevi hazırlarken, internetten araştırma yapmaya geçişi de bu nesil yaşadı, şehir içinde Troleybüslere binerken, Mercedes 304’lerin ne süper uzun yol araçları olduğunu da düşündü. Teknolojik gelişimlerin yanı sıra özellikle 98-2002 arasında yoğun olarak pompalanan mistisizmi de bildi.
Önceki kuşağın realist yaklaşımlarının ötesinde biraz daha hayalci, ağabeyleri ablaları gibi ayakları yere basarken arada bir uçmak isteyen ama bir sonra gelecek kardeş nesli gibi tam da uçamayan.
Bu dönem çocukları çok şey biliyor ama hepsinden biraz. Bu neslin çocukluk yılları sadece teknolojinin değil, toplum kültürünün dönüşüp, radikal değişimlerin yaşandığı yıllardı. (Ör: Kitaplardan bilgisayarlara. Kalemden klavyeye vs ciddi ortam değişiklikleri. Günümüz değişimleri ise kendi içinde gerçekleşiyor, MSN’den Skype’ye, Yonca’dan Facebook’a; cep telefonundan dokunmatik telefona vs)

1970-75 ve 1976-82 arası diye ayırdığım iki nesli birleştirebiliriz. İki nesil de pek çok teknolojik geçişe, kültür değişimine şahit oldular, sadece önceki neslin bazı kişileri yaşı daha ilerlemiş olduğu için değişimlere uzak kalsa da her şeye hakimler. Bu sebeple, birbirlerine yakın ama küçük ayrıntılarla ayrılmış iki nesil, bir kuşağı oluşturuyor. 70-82 arası kuşak. Onların çoğu ebeveyn ya da ebeveyn adayı.

1976-82 arası doğan nesilden sonra, 1983-88 arasında bir başka nesil dünyaya geliyor. Atak ve heyecanlı bir nesil. Renkli televizyonlara doğarken, bir önceki nesilden daha az kitap okuyup ardından eve gelen bilgisayara kendilerini kaptırmış, sokakta çok az oynayıp ardından evde bilgisayar oyunlarına dalmış heyecanlı gençler.
Önceki kuşakların iletişim tedirginliklerini, MSN’de sohbet ederek atlatıp, yine önceki kuşakların “Ayıp olur,” düşüncesini çok fazla yaşamadan insanları hayatlarına alıp sıkıldıklarında tıpkı MSN’deki engelleme/silme gibi hayatlarından çıkaran, hayatı internet ortamı gibi algılayıp yaşayan bir nesil.
Belki çoğuna göre sahte bir samimiyet ama dürüst. Önceki nesil sevmediği, hoşlanmadığı kişilerle “ayıp olur,” düşüncesi altında tavır sergileyip, bazen istemediği şeyleri yapma zorunluluğunu yaşaya dursunlar, bu nesil istemediğini yapmıyor. Ağabey ve ablaları gibi attığı adımı düşünerek yapmak zorunda değiller, net şekilde daha ataklar. Deniyorlar, olmayınca bırakıp gidiyorlar ama deniyorlar. Daha pervasız, daha deneyci, daha dürüstler.

Bu nesilden sonraki nesil ise 90’ları da kapsayan, çocukluk yıllarını 90 sonları ve 2000 başlarında yaşamış bilgisayar çocukları nesli. Bilgisayarsızlığın ne demek olduğunu değil, internetsizliğin ne demek olduğunu bilmiyorlar. Önceki nesiller, internet kesildiğinde, “Ben ne yapıyordum bilgisayar olmadan?” sorusunu sorarak “Kitap filan hiç okumuyorum,” diye pişmanlık yaşarken, bu nesil alternatif bir durumu bilmediklerinden, oturup internetin gelmesini bekliyor.
İlgisizler ve bu da pek çok şeyi yarım yamalak bilmelerine sebep, ama bundan yüksünmüyorlar, çünkü bilgi ellerinin altında, hemen ulaşıp bilgi sahibi olabilirler ama kısıtlı, Wikipedia, Ekşi Sözlük vs siteler onlara ne söylerse o kadar. Ancak bu, o kadar da kötü bir şey değil, önceki nesiller gibi her şeyden bilmek ya da biraz biraz bilmek yerine uzmanlık alanları konusunda yetkinleşiyor ve konsantrasyonlarını o konuya yoğunlaştırıyorlar. Onlar Mistisizm’i bilmek zorunda değiller, Hindistan’da ki kast sisteminin nasıl yerleştiği ya da Yeni Zelanda ‘da yılan olmadığı gibi gereksiz bilgilerle kafaları dolu değil, oralara gidecekleri gün internetten zaten öğrenirler.
Daha özgür ve rahatlar, çoğunun iletişim problemi neredeyse hiç yok. Tıpkı internet sitelerine giriş gibi, insanların hayatlarına çok çabuk girip, çok çabuk çıkabiliyorlar. Sizi severlerse onlarlasınızdır, sevmemişlerse hayatlarının kıyısına dahi almazlar. Bu bakımdan da tüketim kültürü yerleşmişken, hayatta ilerleme konusunda zorluk çekmeyecek olanlar da onlardır.

Rönesans’tan, sanayi devrimine, oradan tüketim toplumumu kültürünün yayılmasına kadar uzanan tüm geçişlerde, her kuşak, değişimin içinde olduğunu fark etmeden, sonraki nesilleri eleştire dursun; yeni nesiller kültür ve yaşam değiştikçe hayatta kalıp ilerlemek için yeni davranış modellerini şartlara uygun şekilde geliştiriyor.

Yeni nesillere daha eleştirilsel bir yerden baktığım gerçek, ama hayatın ilerleyişi karşısında onların tavırlarının daha doğru olduğu ve bu değişim şartları içinde kişisel evrimim adına zorlandığım da bir başka gerçek.
Zaten tam da bu yüzden kendi neslimizden ya da bir nesil alt-üstten arkadaşlar edinmiyor ve şimdinin gençlerini eleştirip “şımarık,” “hay huy içindeler,” “birikimleri yok,” vs laflarını etmiyor muyuz; ebeveynlerimizin bizim gençlik yıllarımızda bizleri eleştirdiğini unutarak?

Tansu Yalkın

Not: Bu yazıdaki düşünceler, büyük şehirlerde yaşayan, orta direk aileler baz alınarak yapılmıştır. Türkiye’de hala bilgisayarla tanışmamış kişilerin olduğu, kitap okumak yerine tarlaya gitmek zorunda olan vs bir başka neslin varlığı bilinmektedir ve yazı tam olarak bir genellemedir, doğrulukları kişiden kişiye değişebilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s