Spor basınında kelime seçimleri

Orduspor maçından sonra Fatih Terim’in tribüne gönderilmesi üzerine çıkan bir kaç haber.

Haber başlığı
“Terim bıçak sırtında”
Alternatif: “Terim Beklemede
Fatih Terim, tehlikeli bir durumun içinde olmadığı gibi hakeme gösterdiği sportmenlik dışı tutum kendisinin bilerek ve isteyerek yaptığı bir seçimdir. Beklenmedik, seçimi dışında olan bir durum değildir. Bu sebeple “bıçak sırtı” tanımı yerine tam oturmuyor.

Haber içeriği
“… Terim’in kaderini, hakem Serkan Çınar’ın raporu belirleyecek.”
Alternatif: “… Terim’in durumuna, hakem Serkan Çınar’ın raporu okunduktan sonra karar verilecek.
Kader kelimesi, burada daha çok mağdura yönlendirme yapmakta ve duyguları içten içe şekillendirmekte.
“…raporu belirleyecek.” kelimeleri ise, Terim’i bir şey yapmamış gibi göstererek, “hakemin tutumu belirleyecek,” şeklinde bir algıya yol açıyor.

Tecrübeli teknik adam en az 5 ya da 6 maç ceza alacak, aksi taktirde 1 ya da 2 maçla kurtulacak.
Alternatif: “Hakem raporu okunup bir karara varıldıktan sonra, tecrübeli teknik adamın, 1 ila 6 maç arası ceza alması bekleniyor.”
“En az – aksi taktirde,” gibi terimleri aynı cümle içinde kullanmak taraftarı germekten başka işe yaramaz. Hele ki diğer takımın taraftarı, “kurtulacak,” kelimesini okuduğunda bunu “olaydan yırtma, hafif yollu geçiştirme,” olarak yorumlayacaktır.

Fenerbahçe-Beşiktaş maçı öncesi bir haber.

Haber başlığı
“Derbi öncesinde Beşiktaş’a 3 şok!”
Haberin içeriği zaten sakat olan ve oynamayacak oyuncuların, derbide oynamamaları üzerine.
Bir durumun “şok” diye ifade edilebilmesi için, oyuncuların ya o hafta sakatlanmış ya da sakatlıklarının derbi tarihinde kesin geçmiş olacağına dair bilginin olması ama beklenmedik bir durumun oluşup, sakatlıkların devam ettiğine işaret etmesi gerekiyordu.

Başka haber başlıkları
Bucaspor’a yeni şok.
Emre’ye şok.
Şok karar.
Bilmem kimden şok açıklama.

Bu haberlerin hepsi 26 Şubat 2013 tarihli gazetelerden.
“Şok” kelimesi neredeyse tüm haber başlıklarında kullanılıyor ve artık içeriğini kaybetmiş durumda. Okuyucu da aslında bunları pek yemiyor. “Hıı tabii tabii, eminim şoktur, kesin şok olacağım,” diye haberi sallamıyor bile. Hele internetteyse ve o günün haber konularını biliyorsa, habere dahi tıklamadan geçip gidiyor ve daha güvenilir, daha net bilgiler veren sitelere yöneliyor.

Haber içerikleri de taraftarı gerip, haksızlığa uğradığını ima eder şekilde bilinçli olarak yazılıyor. Haberi okuyan kişi, “Vay bıçak sırtında ha, hakem raporu belirleyecek demek, kesin kötü ve yalan yazar, kaderi onun ellerinde demek,” diye düşünerek için için agresifleşmeye başlıyor.

Bazı spor medyasının bu tutumu da bilinçli zaten. Okuyucu ne kadar agresifleşirse, sitesine daha çok uğrayacak yeni ve güncel haberleri tıklayacak ya da ertesi gün “yine neler gelmiş bizim takımın başına,” diye gazeteyi satın alacak. Ki aslında bunların sayısı oldukça az.

Bunun arkasından yöneticiler, “Her şeye rağmen şampiyon olacağız,” şeklindeki, “Hem en güçlüyüz, hem de en mağduruz,” psikolojisini yayan açıklamalar yapıp, taraftarın gönlünü okşamaya başlıyor.
Bu iş bilmez açıklamaların ardından bir diğer takım, “Asıl ben daha mağdurum,” diye açıklama yapadursun, medyada da haber başlıkları alıp başını gidiyor. Federasyon geç verdiği kararlarla ve tahkimin sürekli kararları bozup cezaları düşürmesinden sonra taraftarın konuya anında dahil olmasının yolunu açıyor.

Her şey birbirini tetikliyor. Haber başlığı/içeriği ve yöneticilerin konuşmalarındaki kelime seçimleri, sporun gidişatını belirlerken, kurumların çalışmayan, ne şiş yansın ne kebap içerikli yasa ve tutumları da sonuca nokta koyuyor.

Kısaca, neresinden tutarsan tut, elinde kalıyor.

Tansu Yalkın

Reklamlar

Olaylara bakışımız, spordaki başarısızlığımızla doğru orantılıdır.

Spordaki başarımızı, ülke olarak hayata yaklaşımımız, birbirimize davranışımız ve olaylara verdiğimiz tepkiler oldukça etkiliyor.

Her gün gazetelerde iki tane tecavüz haberi okuyoruz, gazeteye yansımayanlar da cabası. “Tahrik oldum, elde etmeliyim”… Kupa var, gitmeliyim, almalıyım.

Bu ülke ayağı kırılan eşeği ahıra bağlayıp tecavüz edenleri de okudu. “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan.” Nasıl olduğunun önemi yok, sadece kazan.

Kadına şiddet %1200 artı (120 değil, 1200). “Sorun mu var. Gücü, gücü yetene. Hurra o zaman. Şiddetle çözelim.”

Çocuk gelinler konusunda dünyada ilk üç içindeyiz. “Olmadık kişilerden çok şey bekliyoruz. Yapacak, yapmalı, hem de acilen yapmalı, artık sandalyeye oturduğunda ayağı yere değiyor. O zaman zamanı gelmiştir. Eğitime gerek yok, 12 yaşında koca kız.”

Ensest ilişkilerde de dünyanın önde gelen ülkelerindeniz. “Birbirimizi becerir, dışa ahlak dersi veririz.”

İki lafımızdan birisi küfürdür. “Sorunları bu minvalde görürüz, çözmeye çalışırız.”

Sevgilimizle sorun çıkar, kendimize bakmadan, “Orospu zaten/öküz zaten, deyip, kestirip atarız.” “Topçu mu lan o. Nasıl yurt dışında oynuyor hayret, ben olsam takıma almazdım.”

Milletçe çabuk sıkılıp geriliyoruz, sıkılganlık had safhada. “İlişkimiz monoton,” “Aynı kişiyle yıllarca nasıl olur,” derken 28 yaşında, 8 yıldır aynı takımda ter dökmüş adama, “Yaşlandı artık, bırak futbolu, yenileri gelsin,” diyen de bizleriz.

Vefalı geçinir, vefayı başkalarından bekleriz. “Tugay’ı yuhalar, futbolu bırakmasını isteriz, milli maçtan çıkarken yuhalarız.” ve adam gidip yurt dışında parlak 2. bir kariyer yapınca, “taktir eden de bizler oluruz”. “Çalıştı yaptı adam, helal olsun.” Bu ülkeden kaçmasına sebep olduğumuzu unutur gideriz.

Biz hiçbir şey yapmayız, hep başkaları yapar. Beşiktaşlı olan yapmıştır, Fenerliyse kesin, Galasaraylıysa vardır bir şey, Trabzonlu zaten belli. Birbirini suçla dur, ama genel olarak baktığında, “Türkler yapmaz”… “Türkler yapmaz lakin diğeri kesin yapmıştır.” Kim hangi kümedeyse, diğer küme kesin yapar, ama biz yapmayız.

Anamıza, babamıza, eşimize küfür ederiz (eleştiri dışı) ama küfür edilmesini istemeyiz; böyle ahlaklıyızdır.

Sonrada oturup düşünürüz, neden sporda başarısızız. Ve ahkamlar keseriz, sabır göstermiyoruz, eğitim yok, zaman verilmiyor, düzen yok, sporcular ahlaksız, yöneticiler iş bilmez, bir şeyi hemen olsun istiyoruz vs vs vs.
Peki ya birey birey bu kadar ahlaklıyken, kimler ülkeyi ensest ilişkilerde, tecavüz haberlerinde, kadına şiddette, çocuk gelinler konusunda ülkeyi üst sıralara çıkartanlar?
Sporda başarılı olmak istiyorsak, önce bunları düzeltmek gerekiyor.

İstediğin kadar, eğitimli antrenörler yetiştir, istediğin kadar bilgili yöneticiler gelsin, istediğin kadar futbolcu pozisyon bilgisini geliştir, olmaz. Önce kafaların değişmesi lazım, önce temel eğitimi değiştirip zihniyetleri değiştireceksin, sonra spor zaten bir şey yapmana gerek kalmadan, bir bakmışsın kendiliğinden ilerlemiş.
Bu ülkenin sorunu ahlaktır, ahlak eğitimidir.

Toplumsal durumumuz, spora olan tepkilerimizin aynasıdır.

Tansu Yalkın

Beşiktaş’taki talihsizlik…

Samet Aybaba arka arkaya gelen sakatlıkların zeminle ilgili olmadığını açıklamış ve eklemiş, “talihsizlik”…

Bu kadar talihsizliğin arka arkaya gelmesini, talihsizlik olarak açıklamak, bir talihsizlik olsa gerek. Suçu talihe atıp, “Ben bilimsel çalışmalar içindeyim, kondisyonerlerim ve yardımcı antrenörlerim bu konuda ciddi eğitim almış kişiler,” demektir bu.

Samet Aybaba, Recep Çetin ve Ulvi Güveneroğlu Beşiktaş’ın efsane defansını oluşturuyorlardı ve bu üç defans oyuncusu sezon başından bugüne Beşiktaş’a defans yaptırmayı, pozisyon bilgilerini arttırmayı daha başarabilmiş değiller.

Beşiktaş’ın bu kadar çok puan kaybetmesi anlaşılır bir durum. Feda senesi, genç kadro, yeniden yapılanma derken lig liderliğini kaçırabiliyor olmak bir başarı olarak gözükebilir. Ancak Galatasaray ve Fenerbahçe lig tarihinin en yüksek puan kaybını yaşamasalardı, Beşiktaş’ın kağıt üzerinde başarılı gözükmesi gerçekleşmezdi. Kağıt üzerinde diyorum, çünkü diğer takımlar biraz becerikli olabilselerdi, şu an Beşiktaş şampiyonluk hayalleri içine dahi girememiş olacaktı. Bu hayale girme sebebi, Samet Aybaba’nın yaptıkları değil, diğerlerinin yapamadıklarıdır.

Beşiktaş’ta sık sık yaşanan sakatlıklar ve hatta yeni alınmış Dentinho’nun daha 2. maçına bile çıkmadan sakatlanmasını, talihsizlik olarak görenler, ya taraftara şirin gözükmeye çalışıp bizleri kandırmaya çalışıyorlardır ya da bilgisizliklerinden böyle konuşuyorlardır.

Cevap belli aslında…