Teşekkürler Cüneyt Çakır

Manchester United – Real Madrid maçında, Cüneyt Çakır’ın Nani’ye gösterdiği kart sonrasında insanlar coştu.
Bizlere pek çok insanın erketede yattığını ve yurt dışında yönettiği bir maçta hata yapmasını beklediğini göstermiş oldu. Bu nasıl bir nefrettir, bu nasıl bir kusmadır, anlam vermek güç.

“Türk milliyetçilerinin koruduğu hakem işte,” diyenler mi, “Bu adamı savunanlar şimdi ne diyecek,” diye soranlar mı, “Çakır’ı hala koruyan var, bir bitmediniz be kardeşim,” diye sonu küfürle biten cümleler mi istersin… Tüm nefret bir anda dışarı çıktı.

Hemen Türkiye’de yönettiği maçlar gündeme geldi Facebook duvarlarında. Fenerbahçeli, “Hani yurt dışında iyi maç yönetiyordu, kim yer bunları,” dedi; Galatasaraylısı “Cüneyt Çakır kendi karakterinde maç yönetti,” diyerek içindekini kustu; Beşiktaşlı olan, “Cüneyt Çakır’ı taktimimdir,” diye veryansın etti. Ne gözleri kaldı, ne tipi, ne duruşu ne de karakteri.

“O ayak kalktığında, Nani topa bakıyordu, Arbeloa’yı görmedi,” diye kartı ağır bulanlar; “Bir futbolcu rövaşataya kalktığında bir futbolcu tekmeye ayak uzatıp kafasına geldi diye kart gösterilmez bu da aynı durum işte,” diyerek, yerenler ve diğer tarafta da “Buz gibi kırmızı kart kardeşim,” diye savunanlar.

Kimi, tekmeden sonra Nani ayağını ileri doğru ittirerek futbolcuyu “Hazır tekme gelmiş, dur sakatlayayım şunu,” mantığında ayağını ileri ittirdiğini görsellerle desteklerken, bir başkası bunun refleks olduğunu iddia ediyor. Konuşuluyor, tartışılıyor ve genel olarak nefretle, kinle. Kart değil diyenler Cüneyt Çakır’a; kırmızı kart diyenler Cüneyt Çakır’ı yerenlere saldırıyor küfürlerle atışıyor, her bir cümle nefret kokuyor.

Howard Webb’in onlarca maçta nasıl hata yaptığını biliyoruz, bir hata yapılmışsa bırakın bir kere de Cüneyt Çakır yapsın. Eğer bu bir hataysa, bu hata onun karakterinden bir şey götürmeyeceği gibi iyi hakem olduğu gerçeğini de asla değiştirmeyecek.

Ve bizler, yine futbolun sırf bu “Karttı değildi, sarıydı, kırmızıydı,” tartışmaları yüzünden güzel olduğunu unutup, kendi nefretimizde bir kez daha boğulmayı başardık.
Halk olarak her şeyle kavga eden bizlerin hemen yanımızdakine tahammülümüz bile yokken, bu nefret daha çok Cüneyt Çakır üzerinden kendimizedir. Çünkü, ne kendimize saygımız var, ne de çevremize; ne kendimize tahammül edebiliyoruz ne de insanlara…

Bize bizi bir kez daha gösterdiği için Cüneyt Çakır’a teşekkür etmek gerekir.

Tansu Yalkın

Reklamlar

Olaylara bakışımız, spordaki başarısızlığımızla doğru orantılıdır.

Spordaki başarımızı, ülke olarak hayata yaklaşımımız, birbirimize davranışımız ve olaylara verdiğimiz tepkiler oldukça etkiliyor.

Her gün gazetelerde iki tane tecavüz haberi okuyoruz, gazeteye yansımayanlar da cabası. “Tahrik oldum, elde etmeliyim”… Kupa var, gitmeliyim, almalıyım.

Bu ülke ayağı kırılan eşeği ahıra bağlayıp tecavüz edenleri de okudu. “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan.” Nasıl olduğunun önemi yok, sadece kazan.

Kadına şiddet %1200 artı (120 değil, 1200). “Sorun mu var. Gücü, gücü yetene. Hurra o zaman. Şiddetle çözelim.”

Çocuk gelinler konusunda dünyada ilk üç içindeyiz. “Olmadık kişilerden çok şey bekliyoruz. Yapacak, yapmalı, hem de acilen yapmalı, artık sandalyeye oturduğunda ayağı yere değiyor. O zaman zamanı gelmiştir. Eğitime gerek yok, 12 yaşında koca kız.”

Ensest ilişkilerde de dünyanın önde gelen ülkelerindeniz. “Birbirimizi becerir, dışa ahlak dersi veririz.”

İki lafımızdan birisi küfürdür. “Sorunları bu minvalde görürüz, çözmeye çalışırız.”

Sevgilimizle sorun çıkar, kendimize bakmadan, “Orospu zaten/öküz zaten, deyip, kestirip atarız.” “Topçu mu lan o. Nasıl yurt dışında oynuyor hayret, ben olsam takıma almazdım.”

Milletçe çabuk sıkılıp geriliyoruz, sıkılganlık had safhada. “İlişkimiz monoton,” “Aynı kişiyle yıllarca nasıl olur,” derken 28 yaşında, 8 yıldır aynı takımda ter dökmüş adama, “Yaşlandı artık, bırak futbolu, yenileri gelsin,” diyen de bizleriz.

Vefalı geçinir, vefayı başkalarından bekleriz. “Tugay’ı yuhalar, futbolu bırakmasını isteriz, milli maçtan çıkarken yuhalarız.” ve adam gidip yurt dışında parlak 2. bir kariyer yapınca, “taktir eden de bizler oluruz”. “Çalıştı yaptı adam, helal olsun.” Bu ülkeden kaçmasına sebep olduğumuzu unutur gideriz.

Biz hiçbir şey yapmayız, hep başkaları yapar. Beşiktaşlı olan yapmıştır, Fenerliyse kesin, Galasaraylıysa vardır bir şey, Trabzonlu zaten belli. Birbirini suçla dur, ama genel olarak baktığında, “Türkler yapmaz”… “Türkler yapmaz lakin diğeri kesin yapmıştır.” Kim hangi kümedeyse, diğer küme kesin yapar, ama biz yapmayız.

Anamıza, babamıza, eşimize küfür ederiz (eleştiri dışı) ama küfür edilmesini istemeyiz; böyle ahlaklıyızdır.

Sonrada oturup düşünürüz, neden sporda başarısızız. Ve ahkamlar keseriz, sabır göstermiyoruz, eğitim yok, zaman verilmiyor, düzen yok, sporcular ahlaksız, yöneticiler iş bilmez, bir şeyi hemen olsun istiyoruz vs vs vs.
Peki ya birey birey bu kadar ahlaklıyken, kimler ülkeyi ensest ilişkilerde, tecavüz haberlerinde, kadına şiddette, çocuk gelinler konusunda ülkeyi üst sıralara çıkartanlar?
Sporda başarılı olmak istiyorsak, önce bunları düzeltmek gerekiyor.

İstediğin kadar, eğitimli antrenörler yetiştir, istediğin kadar bilgili yöneticiler gelsin, istediğin kadar futbolcu pozisyon bilgisini geliştir, olmaz. Önce kafaların değişmesi lazım, önce temel eğitimi değiştirip zihniyetleri değiştireceksin, sonra spor zaten bir şey yapmana gerek kalmadan, bir bakmışsın kendiliğinden ilerlemiş.
Bu ülkenin sorunu ahlaktır, ahlak eğitimidir.

Toplumsal durumumuz, spora olan tepkilerimizin aynasıdır.

Tansu Yalkın