Olimpiyat, umuttur…

Her dönem yılmadan aday olan bir şehir ve İstanbul Olimpiyat için bu sefer favorilerden birisi. Destekliyor ve şehir halkı olarak çoğumuz destekliyoruz, çünkü çok şey değişebilir; bir umuttur yaşatan insanı.

Mesela, saha içi sporcu güvenliği sorunu değişebilir. Böylece dayak yememek için üzerine doğru koşan kişileri alaşağı eden sporculara ceza vermeyiz.
Milyon dolarlık oyuncuları alıp, onları ‘kumun üzerine çim dökmüşsün gibi duran’ sahalarda oynatmamayı öğrenebiliriz.
Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olan, seyircisiz maç izleme cezası kadınlara çektirilirken, aynı kadınlar aşağılandıklarını, ikinci sınıf vatandaş görüldüklerini idrak edip bir şeyleri değiştirebilirler.
Fanatik olmayan, sporu seven bireyler yetişebilir. Mesela bir futbol takımı tur atladığında Facebook’un duvarına yazanlar, Vakıfbank Kadın Voleybol Takımı Avrupa’nın en büyüğü olurken de aynı duyarlılığı gösterirler ve hatta “Vakıfbank’ın takımımı var ki?” diye cümleler kurmazlar.
Kim bilir, sporun mücadele olmasının yanı sıra bir oyun, bir zevk olduğunu idrak eder, yenildiğimizde kutlamayı öğrenebiliriz.
Spor gazetelerimiz, 100 kelime ile haber yapmaktan vazgeçebilir, müsabaka sonrası yönetici beyanatları popülist söylemler içermez.
Dünya sporcularını görünce eğitime önem verip hem sporcu hem eğitmen yetiştirmeye başlayabiliriz.

Bursa’yı taraftarın bile hayalini kuramadığı şampiyonluğa taşımış Ertuğrul Sağlam görevinden ayrılmak zorunda bırakılmaz, çok zor şartlarda çalışıp belli bir istikrar yakalayan Rıza Çalımbay’a “istifa” diye tezahüratta bulunmayız. Bir önceki sezon alt ligden çıkmış Kasımpaşa teknik direktörünün ligin 5. haftasında, 3. sıradayken görevine son verilmez. Tüm kulüpler hedeflerini doğru seçip, planlamasını düzgün yapmaya başlar. Halter, güreş vs federasyonlarımız iç çatışmalarını bırakıp dünyaca ünlü sporcu yetiştirmeye başlayabilirler. Kulübü borç batağına saplayıp Avrupa’ya gidememesine sebep olanlar federasyon başkanı olamaz. Yöneticiler, profesyonellerden oluşur.

Belli mi olur, belki de insanlarımız artık medeni şehirlerdeki gibi saygılı olmaya başlar. Kırmızı ışıkta geçmez, kaldırımlara park etmez, ulaşım ucuzlar, bir yerden bir yere gitmek için dört vesait değiştirilmez, metro hatlarımız yerin altını örümcek ağı gibi sarar, otobüslerimiz zamanında kalkar.
Kim bilir, sporcu kadınlarımız antrenmandan çıktıklarında şort giydi diye otobüste/yolda tacize uğramaz, alt yapı gelişir, engelli insanlar şehir içinde rahatça dolaşır, şehirde nefes alacağımız yeşil alanlara AVM inşa edilmez ve büyük parklar yapılır.
Olimpiyat döneminde gazetecilere bedava olacak internetin faturası ve alt yapı çalışmalarının parası vergilerle çıkarılmaz.

Böyle bir ülkeye/şehre olimpiyat verilir mi demeyin, “sporu değil, taraftar olmayı seviyoruz,” da demeyin. Hiç belli olmaz, belki de insan gibi yaşayamadığımız ülkemizde/şehrimizde, 2020’den sonra insan gibi yaşar, bu adımı ilk sporla atarız.
Umudunuzu kaybetmeyin.

Tansu Yalkın

Reklamlar

Futbolda Kültürel Çeşitlilik

Andorra, San Marino, Eritrea (Eritne), Tonga ve daha pek çok ülke futbol arenasında varlar. Olmalılar da, ancak futbolun günümüzde endüstrileşmesi yüzünden pek çok ülke, bu ülkelerle formalite maçı oynamak zorunda kalıyor. San Marino teknik direktörünün Hollanda maçından sonra (11-0) yaptığı açıklama oldukça manidar ve esprili.  “Maçın kırılma anı, 45. dakikada yediğimiz 5. goldü.”

34-38 arası lig maçı, üstüne en az 6 maç şampiyonlar ligi/UEFA ligi (üst tura geçilirse daha fazla), ülke kupası maçları ve oynanan milli maçlar. Bu trafik içinde bir ülke, 370 kişilik bir sahada (stat demeye dil varmaz) maç yapmak zorunda oluyor ve bu da “kültürel çeşitlilik,” adı altında sunuluyor. Bu yaklaşım, pek anlaşılır durmazken, Joachim Löw’de alt sıralarda yer alan bu ülkelerin, kendi aralarında turnuva yapıp sonucunda, eleme maçlarına o turnuvadan en güçlü ülkelerin gelmesi yönünde öneride bulundu ki, önerisi  oldukça anlaşılır.

Milyon dolarlık oyuncular, milyonlar önünde, trilyonların döndüğü turnuvalarda oynarken, zaten fark olacağı bilinen 11-0’lık bir bir şova kimse itibar etmiyor. Almanya-San Marino maçı mı yoksa ailece gidilecek güzel bir film mi? İspanya-Lüksemburg maçı mı, bir dostun doğum günü partisi mi sorularına cevap açık. Sporu istediğin kadar sevebilirsin ancak bu maçları izlemesi ne kadar keyifli olabilir ya da taktik olarak kim bir çıkarım da bulunabilir? “Hmm demek San Marino maçını Hollanda böyle oynadı, biz de buna göre önlem alalım,” diyen kaç teknik direktör vardır ya da futbol sever? Bize izlemesi bile çoğu zaman külfetken, milyon dolarlık oyuncular için sakatlanma riskini de düşünerek, kültürel çeşitlilik adına rölantide oynadıkları bir müsabaka onlar için daha büyük bir külfet değil midir?

Andorra, San Marino vs gibi ülkelerin varlığını, pek çok insan bu karşılaşmalar sonrasında öğreniyor olabilir, ancak ortada bir sezon boyunca 50’nin üzerinde maç yapan futbolcular ve trilyonların döndüğü bir sektör varken, bu kimin umurunda, kim önemsiyor, kaç kişi umursuyor. Andorra’ya vizesiz gidiliyormuş, vergi olmadığı için teknolojik ürünler çok ucuzmuş, bir ürün alınacaksa pek çok mağazaya sorup öyle almak gerekirmiş fiyatlar değişkenmiş, Barselona’ya üç saat uzaklıktaymış, tek bir caddesi varmış o da Bağdat Caddesi’nin yarısı kadar uzunluktaymış, milli maçlara rağbet olmadığı için biletler ücretsizmiş. Kültürel çeşitlilik adı altında sunulan bu bilgiler dışında ancak meraklısı ince ince Andorra hakkında araştırma yapar, kültürel çeşitliliğini konumlandırır.

Bu ülkelere saygı sonsuz, ancak bu ülkelerin futbol ülkesi olmadığı açık ve futbol endüstrisinde maç trafiği çok yoğun. Spor severlerin kaliteli müsabakalar izlemeye hakkı olduğu gibi, sektöründe nefes almaya ihtiyacı var. Futbol olarak ileride ve gelişmekte olan ülkelerle, futbol ülkesi olmayan hatta futbolla alakası olmayıp, on bir kişiyi toparladılar diye sahaya çıkan ülkeleri ayrı değerlendirmek gerekiyor ki, onlar da kendilerine denk ülkelerle mücadele etsinler, 11-0’lık, 8-1’lik skorlara mahkum olmasınlar. Futbol ülkesi olmaya karar verirlerse zaten kendi aralarında yaptıkları mücadeleler sonrasında, sürekli eleme gruplarına kaldıkça elbet 4. torbadan direkt katılım yapacaklar ve belki de bizim ülkece yaptığımız gibi, 3., 4. torba mahkumuyken, 1. ve 2. torbanın gediklisi olacaklardır ama öncesinde, kültürel çeşitlilik adı altında, futbol konusunda gelişmiş/gelişmekte olan ülkelere bu maçları yaptırmak, izletmek zorunda bırakmasınlar.

Bu maçları izleyip izlememek kişisel bir tercih olabilir ancak bu maçları oynamamak futbolcuların ya da ülkelerin verebileceği kararlar değildir ve bu kararın acilen verilmesi gerekir.

Tansu Yalkın