Bizim Ünlülerin Halleri’nden bir hikaye…

Özgür Aras, ‘Bizim Ünlülerin Halleri’ isimli kitabının kapak tasarımı için tasarımcı aradığını twitlediğinde ne de mutluydu ve çokça umutlu. İletişimleri sırasında Özgür Aras mailinde, “Ben istedim ki yeni isimlerle bir şey yapıyım. Benim yaptığım iş sonrasında da yeni işbirliği yaptığım arkadaşıma benim hizmet verdiğim çevreye referans olabileyim,” demişti, harfine imlasına dokunmadan.

Para yok belliydi ama sonrası için bir ümit. Eğer olursa, eğer onunkini seçerse, eğer, eğer eğer. CV’sinde şık durabilirdi, hatta sonrasında yolu açılabilirdi. Boru mu, Özgür Aras, ünlülerin menajeri. Kendinden Özgür ArasPR diye bahsediyor, kim bilir ne işler gelebilirdi ufaktan başlayarak. Kendi gibi bildi Özgür Aras’ı, güvenilir.

Çalışma üzerine sorular sordu, cevap gelmedi. “Olsun,” dedi. Yoğundu demek, yoksa cevap verirdi elbet. Altı gün sonra ilk mailde verdiği minik bilgiler doğrultusunda dört tane eskiz çalışma yolladı. Nasılsa revize gelecek ve içlerinden birisini beğendiğinde ayrıntısına gireceklerdi.

Bekledi, bekledi ve bekledi. Özgür Aras ona hiç geri dönmedi. Tam, “Demek tasarımım beğenilmedi,” derken bir twit attı Özgür Aras. Kitap çıkmak üzereydi ve bir link verilmişti, hemen tıkladı, hevesle, belki de onun tasarımıydı, haber verememişti.

http://www.babakus.com/index.php?Babakus=flash&id=36745&page=1

Ama linki açınca bir de ne görsün, yolladığı 3. eskizin çok çok çok ama çok benzeri karşısında. Birisi dese ki, “çalmışlar,” “hayır,” derdi. Çünkü o resimleri biraz daha küçük kullanmış, Özgür Aras’ın resmini ortalamış, fontu daha uçarı yapmıştı ama renkler, resimlerin kullanımı çok ama çok benzerdi. Ah bir de Özgür Aras’ın çalıştığı tasarımcı, Özgür Aras ismini kitabın isminden daha büyük yazmıştı da kitabın ismini minicik. Ne bilsindi şapşal tasarımcı, yazar isminin kitap isminden çok daha büyük yazılacağını. Demek acayip ünlü bir şeydi bu Özgür Aras, bilememişti.

Bir şey yapamadı. Üzüldü. Magazine yaysa olmayacaktı, mahkemeye verse kazanamayacaktı. “Esinlendim kardeşim, kime ne,” dese ne yapabilirdi. Tasarımcı acizdi.

Oysa ki beklemişti. “Yaptığın çalışmalardan 3.sünü beğendim onun üzerine gidebiliriz, bir de resimleri büyütüp yollasan, alternatifli baksam nasıl olur? Ha bir de, ismimi kitap isminden çok daha büyük yaz, ben öyle bir insanım çünkü,” dese olmaz mıydı? Ne vardı esinlenecek, ne vardı çok çok çok ama çok benzer bir kullanım yapacak. “Bari resimleri sepia filan yapsalardı, bari iki filtre uygulasalardı da benzemekten çıkartsalardı,” diye düşündü. “Ah,” etti fakir avuntusu yaparak.

Bir kitapçıda kitabını inceledi. Ünlülere dair tespitlerle doluydu kitap ama bir eksik hemen gözüne çarptı. Özgür Aras’a bir mail attı, eksikliği giderip, 2. basımında revize edip eklemesi için.

“Ünlüler, çalmaz. Esinlenir…”

Bu bilgiyle, Bizim Ünlülerin Halleri isimli kitap, tam olacaktı çünkü, kendisi de bir ünlüydü ve Özgür Aras çalmamış, esinlenmişti… Bu da kitapta geçmeyen bir başka ünlünün haliydi.

Tansu Yalkın
Resimler için:
http://tansuyalkincizimhane.wordpress.com/2013/04/29/bizimunlulerinhalleri/

Reklamlar

Devrimi ya kadınlar yapacak ya da aynı kadınlar devrilip gidecek

Kadınlar, bireysel özgürlük ve hak talepleri için daha fazla mücadele etmek zorundalar.

Adli tıbbın, çocuğunun önünde tecavüze uğrayan ve bıçakla da yaralanan annenin ruh sağlığının bozulup bozulmadığına 18 ay sonra karar verebileceklerini söyledikleri için tecavüzcüsünün dışarıda olduğu toplumun aydın ve çağdaş geçinen kadınları, ne yaptınız bu durumu öğrenince?

Kürtaj için twitler atıp, üstüne Ayşe Arman yazıları paylaşmakla olmuyor. Haftasına bir kadın kürtaj olamadığı için ölürken neredeydiniz?
“Çocuk gelinler olmasın,” diye diye çocuk gelinler bitmiyor. Devletin en tepesindeki saygıdeğer kişi bile, 30 yaşında akademik kariyer yaparken 15 yaşında bir liseli çocukla evlenmişken, nasıl biter? Nasıl bitirmeyi planlıyorsunuz?
Gazetede her gün en az iki tecavüz haberi okumayı içinize sindirebiliyor musunuz?
Etek boylarınıza karışılıp, “dekolte giyene tecavüz ederler,” diye giyiminize karışılırken, twit ve facebook duvarı isyanından başka neler yaptınız?
Kadını iş yerlerinden uzaklaştırmayı da içinde barındıran eğitim sistemi değişirken, sesiniz çıktı mı?
Seyirci yasağı adı altında statlara kadınların alınması ve bunun anayasaya aykırı olduğunu bile bile, statlara koşan on binlerce kadın varken ve bir kadın derneği bile çıkıp “Biz ikinci sınıf vatandaş mıyız? Eşitlik ilkesine aykırı”, diye mahkemeye vermemişken, gerçek suçlu kim?
Dernekleriniz ne iş yapıyor, siz derneklerinizi harekete geçirmek için ne yapıyorsunuz?
Kadına şiddet %1200 arttıysa sebebi kim? Düşündünüz mü?
Ensest ilişkide ve tecavüzde dünyanın sayılı ülkelerindensek, nedendir?

Aynaya bakın…
Erkekler mi yapıyor size tüm kötülükleri yoksa var olan haklarınız teker teker alınırken ses çıkartmayan sizler mi buna sebep oluyorsunuz? Her şeyi erkeklerden bekleyen sizler; haklarınızı korumayı bile.

“Türkiye şartları,” demeyi biliyorsanız, “Eğitim politikası cahilleştirmek üzerine,” diyorsanız, “Erkek egemen toplum ve erkekler öküz, biz ne yapalım,” diye cümleler kurup değişik argümanlar üreterek bahaneler yaratabiliyorsanız, aklınız var demektir. O zaman, aklınızı kullanıp, bahaneleri bir kenara koyarak harekete geçebilirsiniz de. “Aman o güzel popoma jop yemeyeyim”, “Ay kolumdan çekerler, incinir”, “Üff biber gazı sıkarlar şimdi”, “Bugün kuzişlerle buluşacağız boş ver”, “Ablamlar bize geldi gidemem”, “Benim yerime başkası eylem yapar zaten”, “Ben yapmasam da fark etmez”, diye diye Türkiye’de kadın olmanın sefasını değil, cefasını çektiniz.

Erkek, çocuğu annesiyle baş başa bırakarak işe gidip onu yetiştirmeye katkıda bulunmazken, çocuklarla tüm gün baş başa kalarak erkeğin istediği gibi evlat yetiştiren kadınlar; erkeklerin sizi korumasını mı bekliyorsunuz hala? Biz zaten tecavüz edip hapse girmeyeniz, şiddet uygulayıp umursamayanız, iş yaşamından sizler çekilip eve kapandıkça işimize geleniz, bedenlerinizde ki haklara karışıp, kıyafetlerinize laf atıp yanımıza kar kalanız, bir kadını gece on ikide yolda görünce rahatsız edeniz, biz erkekler sizin cinselliğinizden öyle çok korkuyor ve öz güvensiz erkekler olarak öylesine aciz hissediyoruz ki kendimizi, sizi kontrol altına almak için uydurmayacağımız yasa yok, o yüzden bizlerden bir şeyler beklemeyin artık.  Bu rahatlığımızdan vazgeçeceğimizi mi sanıyorsunuz?

Hakları için ölmeyi bile göze almayanların kaderi bellidir. Başkası savunsun, savunur, işim var gücüm var diyenlerin de.

Etiler’de yaşayan sosyetik güzelin de, Van’da yaşayıp kimliği bile olmayan kadının da bu ülkede hakları aynıysa ve ancak kendi bedenine ya da çıkarına zarar gelmediği sürece isyan etmeyen her kadın suçludur artık. Rahat evlerinizden çıkmadan, bilgisayar başında hak savunuculuğu yapıp, adını bilmediğiniz Ağrı’da ki, Van’da ki, Mersin’de ki kadının hakları için hapse girmeyi göze almıyorsanız, bilin ki, kapanacaksınız, tecavüze de uğrayacaksınız, şiddette göreceksiniz ve haklarınız tek tek elinizden alınacak. Bir bakmışsınız, kucağınızda üç çocuk, dışarı çıkmaya korkar halde facebookta yediklerinizi paylaşıp özgürce twitleşiyorsunuz.

Ve daha vahimi, eve giren hırsızın çocuğunuzu öldürmekle tehdit ettikten sonra size tecavüz edip, psikolojinizin ancak 18 ay sonra bozulup bozulmadığının anlaşılabileceğini söyleyen bir sistemde, tecavüzcünüzün adli karar olmadığı için elini kolunu sallayarak dolaştığını bile bile, evinizde oturup, facebook duvarında isyan edebilir, özgürce twitleşebilirsiniz.
İnternet özgürlüktür, değil mi?

Tansu Yalkın